BLOGGER

PEMBENİN ELLİ TONU

27 Şubat 2017

Bir kadına niçin güzel kıyafetleri sevdiğini sorun, size küçüklüğünden başlayarak anlatmaya koyulacaktır. Ve aynı kadın üstündeki kazağı rengine aşık olduğu için aldığını söyleyecektir. Oysa yanındaki erkek, kazağını sırf rahat ve sıcak olduğu için almıştır.

Kadınlar ve erkeklerin kıyafetler hakkındaki düşünceleri ve onları kullanış biçimleri arasındaki uçuruma varan bu fark, modayı şekillendiren en önemli unsur. Elbette iyi giyinmeyi seven ve modayı takip eden beyleri henüz yazımın başında tenzih ediyorum.

“Erkekler Mars’tan, Kadınlar Venüs’ten”

Biz kadınlar kumaşlara, kesimlere, yün bir kazağa işlenmiş incilere, payetli bir eteğe, kadife bir stiletto’ya pekala aşık olabiliyoruz. Hem de ilk görüşte! Bazen ayağımızı sıkan bir ayakkabıyla sırf çok güzel olduğu ve bizi iyi gösterdiği için koca bir günü geçirebiliyoruz. Emin olun erkekler böyle yapmıyor. Başlarına böyle bir şey geldiği zaman ya o ayakkabıyı geri götürüyorlar ya da ihtiyacı olan birine veriyorlar. Halbuki biz aynı ayakkabıyı alır, günlerce evde içine kalın çorapla giyer, açılmasını bekleriz, olmuyorsa ayakkabıcıya gidip esnettiririz.

Bir keresinde sırf aşık olduğum ve benim olmasını istediğim için bir ayakkabıyı bir numara küçük aldığımı ve birkaç kez dışarda -kıvranarak- giydikten sonra yıllarca dolabımın en güzel yerinde sakladığımı hatırlıyorum.

İster “Güzel şeylere düşkünüm deyin,” ister “Kendimi iyi hissettiriyor”, hepimizin içinde elbiselere, ayakkabılara, çantalara karşı görünür, görünmez ama kopmaz bir bağ var. Bu bağ bazen yükselip takıntıya dönüştüğü gibi kimi zaman da unutuluyor, ama öyle sanıyorum ki, eninde sonunda yeniden hortluyor.

Bazen aylarca vitrinleri gezmediğim, bazen her gün internetten alışveriş ettiğim dönemler oluyor. Galiba, bu denge konusunda da erkeklerden süratle ayrılıyoruz.  Mesela ben şu sıralar, yıllardır hiç giymediğim bir renge takıldım: Pembe. Her girdiğim mağazada gözüm pembelere, özellikle de pembe kapüşonlulara, yün kazaklara kayıyor.

“Aşk, Bir Savaş Alanı”

Babanıza, erkek arkadaşınıza, eşinize, kardeşinize sorun, büyük ihtimalle çoğunluğu, mecburi olmadıkça üstü başı için alışverişe çıkmaktan hiç hoşlanmadığını söyleyecek. Alışverişe çıktıklarında ise işi şansa bırakmayacak, daha önceden bildikleri ve sevdikleri mağazalara girecek ve bunu yaparken zamanla yarışacaklar. Halbuki alışveriş bizim için “Gidip biraz vitrin gezeyim,” diye başlayan ve bütün gün süren bir macera. Hele indirim günlerinde tam anlamıyla bir savaş.

Ne yapalım, biz de böyleyiz.

Bu yüzden, ben şimdi çıkıp bana en çok yakışacak o harika pembe kazağı aramaya devam edeceğim.

“Ayrıca, hayır hayatım, bir kere pembenin elli tane tonu var, her pembe herkese yakışmaz!”

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

YORUMLAR