KEŞFET

VİKİNGLER DİYARINA YOLCULUK

10 Ocak 2017

Hayaller…

En iyi hatırladığınız çocukluk hayaliniz neydi? Benimki uzaya gitmekti. Rengarenk uzay ışıklarının, yıldızların, gezegenlerin arasında uçmak, çocukça bir neşe içinde uzayı keşfetmekti istediğim. Büyüdükçe hiç değişmedi aslında bu hayalim. İlgim hep devam etti o parlak gökyüzüne, bilinmeyene… Bana bu hissi en iyi ne yaşatabilir diye düşündüğümde de gezi listemin ilk sıralarına İzlanda’yı eklemiş buldum kendimi. Evet, Kuzey Işıkları’nı görmek için. Birkaç yıldır planladığım bu geziyi sonunda 2016 Şubat ayı ortalarında gerçekleştirebildim. Seyahate çıkmadan önce detaylı bir araştırma yapmak önemli. Gezip görülecek ve keşfedilecek yerler, yeme, içme ile ilgili lezzet durakları, ulaşım.... Hepsini mutlaka organize edin.

İzlanda seyahatimdeki önceliğim kuzey ışıklarını gözlemlemek olduğu için, planımın ana rotasında da Reykjavik vardı fakat Türk Hava Yolları’nın direkt İzlanda uçuşu olmaması sebebiyle önce Oslo‘ya inip, 1 gece kalıp sonrasında da Reykjavik’e geçebildim. Oslo Havaalanı’ndan merkeze trenle çok rahat gidilebiliyor. İki hat var; biri 25 dakika süren express, diğeri ise 35 dakika süren normal hat. 10 dakikalık fark için çok daha pahalı olan express’i tercih etmenize hiç gerek yok. Merkeze geldiğinizde tren istasyonunun hemen dışında sizi devasa bir aslan heykeli karşılıyor. Şehir merkezinin sembolü olmuş. Fotoğraf için ilk durak burası. Alışveriş yapabileceğiniz en işlek caddesi ise Karl Johans Gate caddesi. Merkeze çok yakın olan, Nobel ödüllerinin verildiği bina sadeliği ile dikkat çekiyor. Oslo Opera Binası ise heybetli, gösterişli olması ile görülmeye değer. Oslo’ya gelip de, Münch’ün Çığlık tablosunu görmemek olmazdı. İnanılmaz heyecan vericiydi benim için. Okulda, sanat tarihi kitaplarında gördüğüm hayran olduğum tablo, işte karşımdaydı.

Oslo'da yeme içme de çok pahalı, genel olarak zaten pahalı bir şehir. Ama size bir not, şehirdeki temiz su kaynakları sebebiyle rahatlıkla çeşmelerden su içebilirsiniz. O kadar ki, pet şişede su satın almak isteyen turistlere sanırım bıyık altından gülüyorlar. Akşam yemeği için Louise Reasturant’ı tercih ediyorum. Deniz mahsulleri ağırlıklı bir menüsü var. Balık çorbası ve kabuklu deniz ürünleri tabağı benim için çok isabetli bir karar oldu, bayıldım. Yerel bira ve şarapları da beğeneceğinizden eminim. 

Bir şehri ve insanlarını tanımanın en iyi yöntemi bence, meydanda bir kafe bulup, sıcacık kahvenizi yudumlarken gelen geçeni seyretmektir. Kahve meraklılarına önerebileceğim yer ise ödüllü bir kahveci, Tim Wendelboe. Şehir merkezinden tramvay ile 10 dakikada ulaşılabiliyor. Küçük, çok samimi bir yer… Çok az masası var ama dışarıda ayaküstü ama hoş sohbetle içilen kahvesinin tadı bir başka.

Bir günlük hızlandırılmış Oslo gezimizden sonra ertesi gün İzlanda Air ile Reykjavik’e; Vikingler’in ülkesine doğru doğru 2.5 saat süren bir yolculuğa çıkıyorum bu arada hemen uyarayım, İzlanda'da mutlaka araç kiralayın, fiyatlar makul. Otelime geldiğimde eşyalarımı bırakıp, balina turu için merkez limana doğru yola çıkıyorum, 5 dakika sonra limandayım. Balina turlarını limandan satın alabileceğiniz gibi gelmeden önce internetten de alabiliyorsunuz. Tekneye bindiğinizde önce tur ile ilgili bilgi veriliyor ve özel balıkçı tulumları şeklinde rüzgar ve soğuk geçirmeyen özel tulumlar giymeniz isteniyor.  Yaklaşık 2 saat süren turda balinaları -15C'nin altında açık okyanusta, yaşadıkları sularda görmenin heyecanı muhteşemdi… Reykjavik'de yerel markalar dışında bir yeme içme yeri yasak olduğundan ünlü fast-food markaları yok. Dönüş yolunda çok acıkıyorum ve kendimi sanat müzesinin hemen yanında, önünde uzun kuyrukların oluştuğu ve ünlülerin de uğrak yeri olan sosisli sandviççi de buluyorum. Bizim kokoreççiler gibi minik woswos bir karavanda yapılan müthiş leziz sosislileri sadece yerel bira ile denemenizi öneririm. 

Akşam yemeğinde sonra otelde biraz dinlenip, bu defa Kuzey Işıkları turu için tekrar limana geliyorum. 23.00’da başlıyor turumuz ve yaklaşık 1 saat sonra okyanusun ortasına ulaşıyorum. -25 derecedeki bekleyişimiz başlıyor. Uçsuz bucaksız bir gökyüzü altında rehberlerimizin bizi yönlendirmesi ile tam da kuzey yıldızının yanında bir hareketlenmeye doğru yöneliyoruz. 

Çok az da olsa hayalimdeki ışıkları görmemin mutluluğu ile 3 saat sonra teknemiz geri dönüş yolculuğuna başlıyor. Bana kalsa sabaha kadar kalıp bekleyebilirdim. Tamamıyla şans olarak nitelendirilen ışık ziyafeti bize kendini çok az gösteriyor. Ama ben kararlıyım, bir gün tekrar geleceğim, yetmedi çünkü bana.
2. günün sabahında termal bir gölet olan Blue Lagoon'a gidiyoruz. Burada, volkanik kayaların arasından göle ulaşıyorsunuz ve çok modern bir tesisle karşılaşıyorsunuz.
Blue Lagoon’da mayolarınızı giyip işaretli bölgelerden suya girmek çok heyecan verici. Suyun sıcaklığı 38–39 derece civarında. Hava sıcaklığının -10 derece olduğu bir günde bu sıcacık suya girmek, bembeyaz çamuru ile yüzünüze kil maskesi yapıp, suyun içindeki bardan içeceklerinizi alıp yudumlamak çok keyifli. Hava sizi korkutmasın, başınızı ıslatmadığınız sürece kesinlikle üşümüyorsunuz. Ama suya dalıp çıkmadan da keyfini çıkarmak mümkün değil, siz yine mutlaka deneyin derim. Blue Lagoon için İzlanda'ya gelmeden önce internet üzerinden biletinizi almalısınız ve mutlaka sabahın ilk saatlerini tercih etmelisiniz.

Blue Lagoon’dan sonra öğle yemeği için limanın hemen yanındaki Motur OG Dykkur isimli restoranı tercih ediyoruz. Yine önceden araştırdığım için buranın da en güzel ve mutlaka uğranması gereken yerlerden biri olduğunu biliyorum. Genç ve ünlü şeflerin birlikte işlettiği, İzlanda yerel mutfağı ile füzyon mutfağının birleştirildiği muazzam lezzetler durağı burası. Balık çorbası bildiklerime hiç benzemiyor. Günlük menü seçeneklerini denemenizi tavsiye ederim, hem öylece bir kaç çeşidi bir arada tatma imkanınız da olur. Bu restoran, Reykjavik’e tekrar gelmeniz için birkaç sebepten biri bile olabilir. Benim aklım orada kaldı.Yemek sonrası tam karşıdaki Viking Müzesi ziyareti keyfinize keyif katacak. Buraya gelmişken Viking kostümü giyip, Viking başlığımı da takıp, beyaz kutup ayısı ile fotoğraf çekmeden dönülür mü?





Ve bu sefer yola,  gayzerlerin olduğu bir bölge olan Strokkur için yola çıkıyorum. Gayzer, havaya su buharı püskürten yarıkların olduğu bölgelere verilen isim. Malum, İzlanda yanardağlar ülkesi. Sıcaklıkları 80 ile 100 derece arasında değişen sular, 6-7 dakika aralıklarla önce fokurdamaya başlayıp sonra yerin altından birden yükselip metrelerce yükseğe fışkırıyor. Reykjavik'e dönüş yolunda karların içindeki birkaç karaltı dikkatimi çekiyor. Yaklaştığımda kısacık boylu kalın tüyleri ile sevimli mi sevimli İzlanda atlarının bize doğru geldiğini gördüm. Çok cana yakındılar, -15 dereceye nasıl dayandıkları hakkında bir fikrim yok ama biz 10 dakikadan fazla kalamadık yanlarında ve aracımıza atlayıp, yoğun bir kar ve tipi altında güç bela ulaştık Reykjavik'e. Yola çıkarken navigasyonunuzun kısa ve patika yollara ayarlanmış olmadığından emin olun ve yedek şarj cihazlarınız da mutlaka yanınızda olsun, bizim gibi dağ yollarına sapıp uçsuz bucaksız beyazlığın içinde kaybolma riski yaşamayın.

Viking diyarından, hediyelik eşyalar almadan dönmek olmaz. Uçak saatimize kadar vaktimi buralarda geçiriyorum. Fiyatlar genel olarak pahalı ama insanları çok cana yakın. Reykjavikten ayrılırken tekrar döneceğim hissi ile ayrılıyorum. Kuzey ışıkları beni tekrar çağırana kadar, hoşçakal Reyjavik...

YORUMLAR